Ticari Uyuşmazlık Çözümünün Temelleri ve Dava Yolları
Ticari uyuşmazlıkların çözümüne yönelik esaslar, işletmelerin sürdürülebilirliği ve ticari ilişkilerin korunması açısından büyük önem taşır.
Yazar: Avukat Kaan Karanfiloğlu
· · 13 dk okuma

Türkiye'de kâr amacı gütmeyen bir kuruluş kurmak isteyenlerin önünde iki ana seçenek vardır: dernek ve vakıf. Kâr amacı gütmeyen kuruluş, elde ettiği geliri kurucularına veya üyelerine dağıtmayan, belirli bir amaca hizmet eden tüzel kişidir. Dernek en az yedi kişiyle ve mülki idareye kuruluş bildirimiyle kurulur; vakıf ise resmi senetle ve asliye hukuk mahkemesinde tescille kurulur.
Aşağıda dernek ve vakıf kuruluşunun adımlarını, yabancı kurucuları, vergi ve bağış kurallarını ve kuruluş sonrası yükümlülükleri anlatıyoruz. Genel çerçeve için vakıf ve dernek kuruluşunda hukuki süreçler yazımıza da bakabilirsiniz.
Kâr amacı gütmeyen kuruluş, gelir elde etse bile bu geliri paylaştırmayıp kendi amacına harcayan kuruluş demektir. Belirleyici olan para kazanmamak değil, kazancın dağıtılmamasıdır. Bir dernek kafe işletebilir, ücretli eğitim verebilir veya kira geliri elde edebilir; ancak bu gelir üyelere kâr payı olarak dağıtılamaz. Şirketle temel fark da buradadır. Anonim veya limited şirkette ortaklar kârdan pay alır, dernekte ve vakıfta böyle bir hak yoktur.
Türk hukukunda "kâr amacı gütmeyen kuruluş" adıyla ayrı bir tüzel kişi türü bulunmaz. Bu ifade, farklı kanunlarla düzenlenen birkaç kuruluş biçimini anlatan bir şemsiye kavramdır. Uluslararası metinlerde STK (sivil toplum kuruluşu) veya NGO olarak anılan yapıların Türkiye'deki karşılığı da çoğunlukla dernek veya vakıftır.
Dernek, TMK m. 56'daki tanıma göre kazanç paylaşımı dışında, kanunlarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere en az yedi gerçek veya tüzel kişinin bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmesiyle oluşan kişi topluluğudur. Dernek kurmak için önceden izin alınmaz. Fiil ehliyetine sahip gerçek ve tüzel kişiler, kanundaki sınırlamalar dışında serbestçe dernek kurabilir.
Kurucu sayısı en az yedidir. Kurucuların fiil ehliyeti gerekir; bazı kamu görevlileri ve bazı mahkûmiyetler için kanuni sınırlamalar vardır. Tüzük, derneğin anayasası gibidir ve en az şu konuları düzenlemelidir:
Burada sık karıştırılan bir nokta var. Dernek, kuruluş bildirimi ve tüzüğün mülki idare amirliğine verilmesiyle tüzel kişilik kazanır; idarenin incelemesi bir ön onay değil, sonradan yapılan bir denetimdir. Yine de inceleme sonunda istenen düzeltmeler ciddiye alınmalıdır.
Kurucular, ilk genel kurul yapılana kadar genellikle geçici yönetim kurulu gibi görev yapar. İlk genel kurulun kural olarak kuruluştan itibaren altı ay içinde toplanması ve zorunlu organların (genel kurul, yönetim kurulu, denetim kurulu) oluşturulması gerekir. Kanuna göre yönetim kurulu en az beş, denetim kurulu en az üç asıl üyeden oluşur. Genel kurul sonuçları ve organ değişiklikleri belirli süre içinde idareye bildirilir.
Vakıf, TMK m. 101'e göre gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemesiyle oluşan, tüzel kişiliğe sahip mal topluluğudur. Dernekte insanlar bir araya gelir. Vakıfta ise bir mal varlığı bir amaca bağlanır ve bu fark kuruluşun bütün aşamalarını belirler.
Vakıf, resmi senetle (uygulamada noterde düzenleme şeklinde hazırlanan vakıf senedi) veya ölüme bağlı tasarrufla, yani vasiyetname ya da miras sözleşmesiyle kurulabilir. Vakıf senedinde vakfın adı, amacı, bu amaca özgülenen mal ve haklar, yönetim organının oluşumu ve işleyişi ile vakfın merkezi yer almalıdır.
Mal varlığının "yeterli" olması kanuni bir şarttır. Vakıflar Genel Müdürlüğü, yeni kurulacak vakıflar için aranan asgari mal varlığı tutarını her yıl güncellemektedir; başvuru tarihinde geçerli tutarı Genel Müdürlüğün duyurularından kontrol etmek gerekir. Tescil süreci, mahkemenin iş yüküne bağlı olarak genellikle birkaç ay sürer. Ayrıntılar için Türkiye'de vakıf nasıl tescil edilir yazımızı inceleyebilirsiniz. Kuruluştan sonra senette değişiklik gerekirse izlenecek yol vakıf senedinin değişikliği ve kaydı için dava yazımızda anlatılıyor.
Cumhuriyetin niteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine, hukuka, ahlaka, millî birliğe ve millî menfaatlere aykırı amaçlarla veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz.
Dernek ile vakıf arasındaki temel fark, derneğin bir kişi topluluğu, vakfın ise bir mal topluluğu olmasıdır. Seçim çoğu zaman kurucuların ne kadar mal varlığı ayırabileceğine ve kuruluşu kimin yöneteceğine bağlıdır.
| Konu | Dernek | Vakıf |
|---|---|---|
| Hukuki niteliği | Kişi topluluğu | Mal topluluğu |
| Temel düzenleme | TMK m. 56 vd., 5253 sayılı Dernekler Kanunu | TMK m. 101 vd., 5737 sayılı Vakıflar Kanunu |
| Kurucu sayısı | En az yedi gerçek veya tüzel kişi | Tek bir kişi de kurabilir |
| Kuruluş belgesi | Tüzük ve kuruluş bildirimi | Resmi senet (vakıf senedi) veya ölüme bağlı tasarruf |
| Tüzel kişilik | Bildirimin mülki idareye verilmesiyle | Mahkeme kararıyla sicile tescil edilmesiyle |
| Başlangıç mal varlığı | Kanunda asgari tutar yok | Yeterli mal varlığı şart; asgari tutar her yıl güncellenir |
| Karar organı | Genel kurul (üyeler) | Vakıf senedinde belirlenen yönetim organı |
| İlgili idare | İçişleri Bakanlığı sivil toplum birimleri | Vakıflar Genel Müdürlüğü |
| Amaç değişikliği | Genel kurul kararıyla tüzük değişikliği | Kural olarak sınırlı; mahkeme kararı gerekir |
Küçük bir grup, bir mahalle veya meslek çevresi için dernek daha esnek ve daha az maliyetli bir yoldur. Bir aile veya şirket kalıcı bir burs fonu, bir okul ya da bir sağlık projesi için mal varlığı ayırmak istiyorsa vakıf daha uygun olabilir. Hangi yapının sizin amacınıza uyduğu ayıracağınız mal varlığına, yönetimin kimde kalmasını istediğinize ve vergi beklentilerinize bağlıdır; bir avukat kısa bir görüşmede bu değişkenleri sizinle birlikte değerlendirebilir.
Yabancı gerçek kişiler, Türkiye'de yerleşme hakkına sahip olmaları koşuluyla dernek kurabilir ve derneğe üye olabilir. Uygulamada bu koşul genellikle geçerli bir ikamet izniyle gösterilir. Turist olarak bulunan veya ikamet izni olmayan yabancıların kurucu olması kural olarak mümkün görülmez. Yabancı tüzel kişilerin kurucu veya üye olması ise ayrı koşullara bağlıdır ve önceden değerlendirilmelidir.
Vakıflarda durum farklıdır. Yabancı gerçek ve tüzel kişiler, kural olarak karşılıklılık şartına bağlı olarak Türkiye'de yeni vakıf kurabilir. Vakfa taşınmaz özgülenecekse yabancıların taşınmaz edinimine ilişkin sınırlamalar da uygulanabilir.
Yurt dışında kurulmuş bir dernek veya vakıf, Türkiye'de faaliyet göstermek, temsilcilik veya şube açmak ya da yerel kuruluşlarla işbirliği yapmak istediğinde kural olarak önceden izin almak zorundadır. Dernekler için bu izin İçişleri Bakanlığı'ndan alınır; yabancı vakıflar bakımından süreç uygulamada Vakıflar Genel Müdürlüğü üzerinden ve ilgili bakanlıkların görüşü alınarak yürür.
Ters yönde de kural vardır. Türkiye'de kurulu bir derneğin yurt dışından nakdi veya ayni yardım alabilmesi için kural olarak yardım alınmadan önce mülki idareye bildirim yapılması gerekir. Bildirimin ihmal edilmesi idari para cezasına yol açabilir.
Kâr amacı gütmemek, otomatik olarak vergiden muaf olmak anlamına gelmez. Bu, en sık karşılaştığımız yanlış anlamadır.
Dernek ve vakfın kendisi kural olarak kurumlar vergisi mükellefi değildir; üye aidatı ve karşılıksız bağışlar gibi gelirler bu nedenle kurumlar vergisine konu olmaz. Ancak dernek veya vakıf ticari nitelikte sürekli bir faaliyet yürütürse (kafe, kurs, kitap satışı gibi), bu faaliyet 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu bakımından "iktisadi işletme" sayılır ve iktisadi işletme kurumlar vergisi mükellefi olur. KDV, damga vergisi ve stopaj yükümlülükleri de ayrıca devam eder.
Vergi avantajlarının önemli kısmı iki özel statüye bağlıdır:
Bu kuruluşlara yapılan bağışlar, kanundaki oran sınırları içinde bağışçının gelir veya kurumlar vergisi matrahından indirilebilir (193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu m. 89 ve 5520 sayılı Kanun m. 10 kapsamında). Bazı vergi ve harç istisnaları da bu statülere bağlanmıştır. Statü için uygulamada kuruluşun belirli bir süre faaliyet göstermiş olması, mali yapısının ve faaliyetlerinin kamu yararına hizmet ettiğini göstermesi gibi koşullar aranır. Güncel vergi kuralları için Gelir İdaresi Başkanlığı kaynaklarını kontrol etmenizi öneririz.
Dernek veya vakıf kurmuş olmak, halktan serbestçe bağış toplama yetkisi vermez. 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu; kamuya açık yerlerde, kapı kapı dolaşarak, kermes veya etkinlik düzenleyerek ya da internet ve elektronik ortamda yapılan çağrılarla yardım toplanmasını kural olarak izne bağlar. İzin, 2860 sayılı Kanun m. 7 uyarınca faaliyet tek bir ilçeyle sınırlıysa kaymakamlıktan, bir ilin birden fazla ilçesini kapsıyorsa valilikten, birden fazla ili kapsıyorsa yardımı toplayacak kişi veya kuruluşun yerleşim yerinin bulunduğu ilin valiliğinden alınır; bu son durumda izni veren valilik İçişleri Bakanlığı'na bilgi verir.
Kanunda ve uygulamada bazı istisnalar vardır. Örneğin üyelerden aidat alınması veya kendiliğinden yapılan bağışların alındı belgesiyle ya da banka hesabına kabulü genellikle izin gerektirmez. Sosyal medyada IBAN paylaşarak yürütülen bir kampanyanın ise kendiliğinden bağış mı, yoksa izne tabi bir yardım toplama faaliyeti mi olduğu tartışmalı olabilir. Kural basittir: önce değerlendirme, sonra kampanya. İzinsiz yardım toplama, idari yaptırımlar ve toplanan paralar bakımından ciddi sonuçlar doğurabilir.
Bir dernek veya vakıf kurulduktan sonra en çok emek isteyen kısım, düzenli kayıt ve bildirim yükümlülükleridir. Bunlar her yıl tekrarlanır.
Vakıflar, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün denetimine tabidir. Yönetim organı vakfın gelir ve giderlerini senede ve mevzuata uygun şekilde kaydetmek, her yıl Genel Müdürlüğe beyanname ve bilgi vermek, gelirlerini senette gösterilen amaçlara harcamak zorundadır. Belirli büyüklüğe ulaşan vakıflar için bağımsız denetim de gündeme gelebilir. Amaç dışı harcama veya vakıf malının özensiz yönetimi, yönetim organı üyelerinin kişisel sorumluluğunu doğurabilir.
Sorunların çoğu kuruluş günü değil, aylar sonra ortaya çıkar. Karanfiloğlu Hukuk Bürosu olarak İstanbul'daki uygulamamızda en sık gördüğümüz sorun, tüzüğün internette bulunan bir örnekten kopyalanması ve derneğin gerçek faaliyetleriyle uyuşmamasıdır.
Kısacası, Türkiye'de kâr amacı gütmeyen kuruluş kurmanın iki ana yolu vardır: yedi kişiyle kurulan ve tüzel kişiliğini bildirimle kazanan dernek ile bir mal varlığının amaca özgülenmesiyle kurulan ve mahkemede tescil edilen vakıf. Doğru biçimi seçmek, tüzüğü veya senedi gerçek faaliyetlere göre yazmak ve defter, beyanname ve bağış kurallarını baştan planlamak, ileride çıkabilecek sorunların büyük kısmını önler. Dernek ve vakıf uyuşmazlıkları için medeni hukuk sayfamıza, kuruluşun ticari faaliyetleri ve şirket yapısıyla karşılaştırma için ticaret hukuku sayfamıza göz atabilirsiniz.
Kendi durumunuza ilişkin tavsiye almak isterseniz, Karanfiloğlu Hukuk Bürosu, Türkiye genelinde yabancı ve Türk müvekkillere hizmet veren İstanbul'da kayıtlı bir hukuk bürosudur. Bize +90 532 659 35 11 numaralı telefon veya WhatsApp üzerinden, karanfiloglu.lawyer@gmail.com e-posta adresiyle ulaşabilir ya da Merkez Mah. Hasat Sk. No:12, 34384 Şişli / İstanbul adresimizi ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca iletişim sayfamızdan da bize yazabilirsiniz. Durumunuzu görüşmek için bizimle iletişime geçin.
Kâr amacı gütmeyen kuruluş, elde ettiği geliri üyelerine veya kurucularına dağıtmayıp belirli bir amaca harcayan tüzel kişidir. Türk hukukunda bu kavramın karşılığı çoğunlukla dernek ve vakıftır; sendika ve kooperatif gibi yapılar ise kendi özel kanunlarına tabidir.
Evet, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar gelir elde edebilir; yasak olan, bu gelirin üyelere veya kuruculara paylaştırılmasıdır. Dernek ve vakıflar amaçlarına hizmet etmek için iktisadi işletme kurabilir, ancak bu işletmeler vergilendirilir ve kazanç yine kuruluşun amacına harcanmalıdır.
Dernek kurmak için en az yedi gerçek veya tüzel kişi gerekir (TMK m. 56). Kurucuların fiil ehliyetine sahip olması, yabancı kurucuların ise Türkiye'de yerleşme hakkına sahip olması aranır.
Vakıf kurmak için amaca yetecek bir mal varlığı gerekir ve Vakıflar Genel Müdürlüğü asgari tutarı her yıl yeniden belirler. Bu nedenle sabit bir rakam vermek yanıltıcı olur; başvuru yılında geçerli tutarı Genel Müdürlüğün duyurularından kontrol etmek gerekir.
Türk hukukunda "kâr amacı gütmeyen şirket" adıyla ayrı bir şirket türü yoktur. Ticari şirketler ortaklarına kâr dağıtmak üzere kurulur; kâr amacı gütmeyen bir yapı isteniyorsa dernek veya vakıf kurmak, gerekirse bu kuruluşun iktisadi işletmesi veya iştiraki üzerinden ticari faaliyet yürütmek gerekir.
Evet, yabancı gerçek kişiler Türkiye'de yerleşme hakkına sahip olmaları koşuluyla dernek kurabilir; vakıf kurulması ise kural olarak karşılıklılık şartına bağlıdır. Yurt dışında kurulu derneklerin Türkiye'de faaliyet göstermesi ayrıca izne tabidir.
Hayır, dernekler kendiliğinden vergiden muaf değildir. Dernek kural olarak kurumlar vergisi mükellefi olmasa da iktisadi işletmesi vergilendirilir; bağışçılara vergi indirimi gibi avantajlar ise genellikle kamu yararına çalışan dernek statüsüne bağlıdır.
Belgeler hazırsa dernek, kuruluş bildiriminin mülki idareye verildiği gün tüzel kişilik kazanır. Tüzük hazırlığı uygulamada genellikle birkaç hafta sürer; idarenin incelemesi ise kural olarak altmış gün içinde tamamlanır.
Kaan Karanfiloğlu, Türkiye genelinde Türk ve uluslararası müvekkillere hizmet veren İstanbul merkezli kayıtlı bir hukuk bürosu olan Karanfiloğlu Hukuk Bürosu'nun kurucusudur. İstanbul Barosu'na kayıtlı bir avukattır (Sicil No. 58270) ve Türkiye Barolar Birliği üyesidir (No. 133074); aynı zamanda kayıtlı arabulucudur (Sicil No. 41909). 2017'den bu yana Türkiye'de avukatlık yapmaktadır. Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 2016 yılında mezun olmuştur ve müvekkillere Türkçe, İngilizce ve Fransızca danışmanlık vermektedir; büro, Rusça ve Çince konuşan müvekkillere büroda çalışan anadili bu dilleri olan danışmanlar aracılığıyla hizmet vermektedir.
Sorumluluk Reddi: Bu makale Türk hukuku hakkında genel bilgi sunmakta olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Yasalar, yönetmelikler, resmi ücretler ve prosedürler zamanla değişmekte ve her durum farklılık göstermektedir. Kendi koşullarınıza ilişkin tavsiye almak için lütfen nitelikli bir avukata danışın. Bu makaledeki bilgilere dayanılarak uğranılan herhangi bir zarardan sorumluluk kabul edilmez.
Bu sitedeki içerikler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz.
Ticari uyuşmazlıkların çözümüne yönelik esaslar, işletmelerin sürdürülebilirliği ve ticari ilişkilerin korunması açısından büyük önem taşır.
Küreselleşmenin hız kazandığı günümüzde, uluslararası ticaret işlemlerinin artışıyla birlikte sınır ötesi ticari uyuşmazlıkların çözümü, şirketler...
Karanfiloğlu Hukuk Bürosu olarak, iş ilişkilerinde sözleşmesel uyuşmazlıkların önlenmesi üzerine sunduğumuz hizmetlerin, müvekkillerimizin ticari...